50 yıl sonra 'Yahudi toplumu' diye bir şey kalmayabilir

Yeni Şafak yazarı Yaşar Taşkın Koç, Yahudi asıllı Fransız ekonomist Jacques Attali'nin Yahudiler üzerine yaptığı önemli tespitleri köşesine taşıdı.

50 yıl sonra 'Yahudi toplumu' diye bir şey kalmayabilir
50 yıl sonra 'Yahudi toplumu' diye bir şey kalmayabilir Abdullah

Jacques Attali'nin görüşlerini, "Kudüs" sorunu bağlamında ele alan Yaşar Taşkın Koç, "İsrail, Kudüs gibi dünyanın en kritik şehirlerinden birinin tapusunu eline geçirdiğini sandıkça güvende olmayacak." diye yazdı.

Attali'nin İsrail'in Filistinlilere devlet kuracak bir alan bırakması gerektiği fikrini aktaran koç şu ifadeleri kullandı;

"Yazarın bu şekilde devam edilmesi halinde İsrail’in kuşatılmış, güvenliğini üst düzeyde tutmaktan başka çaresi olmayan ama denk getirildiği ilk gün bunun faturasını ödeyeceğinden… kendisi ödemezse diasporadaki Yahudilerin ödeyebileceğinden endişeli.

İlla savaş da gerekmiyor hatta Yahudiliğin bu katı yorumunun yok olması için. Yazar istatistiklerin, sosyal gözlemlerin ve özellikle Yahudiler arası evlilik oranlarının düşüşünün Yahudi toplumunun Batılı devletlerin nüfusu içinde yok olmaya yüz tuttuğunu, eridiğini hatta elli yıl gibi kısa bir süre sonra dünyada adını anmaya değecek bir Yahudi toplumu kalmayabileceğini işaret ettiğini söylüyor."

İşte o köşe yazısı;

- Yahudi cep telefonu

Başlık ne tuhaf değil mi?

Cümle benim değil, Jacques Attali’nin. İşadamı babasının Cezayir’in Fransa sömürgesi olduğu yıllarda orada bulunması nedeniyle Cezayir’de doğan yazar ‘Yahudiler, Dünya ve Para’ isimli kitabında kullanıyor cümleyi; “Doğası gereği cep telefonundan daha Yahudi başka bir araç olamaz.”

Kast ettiği, yeni iletişim araçları sayesinde anavatan dışında yani diasporada yaşayanlarla anavatanda yaşayalar arasında doğru ve gerçekçi bir iletişimi sağlama özelliği. Söz konusu iletişim araçları, böylece, diyor, “göçebeliğin şartlarını ve araçlarını herkese yayarak Yahudi halkından çıkma değerlerin üstünlüğünü perçinleyecektir.”

Attali, aslında Kuzey Afrika veya benzeri farklı coğrafyalarda doğmuş bir çok akademisyen yazar sanatçı gibi düşünsel açıdan bir melez. Yahudi olması veya aslında maden mühendisliği eğitimi alıp bu alanda çalışmasına rağmen iktisat ve iktisat tarihi başta olmak üzere elini atmadığı alan kalmamış. Mitterand’ın Cumhurbaşkanlığı dönemindeki danışmanlığını “gizli Başbakanlık” olarak değerlendirenler pek haksız olmamalı çünkü şimdiki Cumhurbaşkanı Macron’u keşfeden, yetiştiren, buralara taşıyan asıl ismin o olduğuna dair haber ve yorum da bol miktarda var.

Yazar, ‘Küreselci’ ekolün en önemli isimlerinden Rothschild’lerin adamı olarak kabul ediliyor.

Söz konusu kitabında adından da anlaşılacağı gibi Yahudiliğin 3 bin yıllık tarihini üstelik Tevrat öğretileri üzerinden ve tarihsel aşamalardan geçerek bugüne getiriyor.

3. kitap olan Levililer’deki “Dünya bana aittir; zira siz sadece benim evimde oturan yabancılarsınız” buyruğunu yabancılara konukseverlik gösterme zorunluluğu da getiren bir Tanrısal emir olarak yorumlayan Attali, kitabın modern zamanlar ve sonunda da bugünü anlatan bölümlerinde aktüel sorunlara geliyor.

Tam burada Müslüman ve Yahudilere, Filistinli ve İsraillilere gelecekleri için, barış için, hayatta kalmaları için birbirlerine muhtaç olduklarını söylüyor.

‘Küreselci’ bakış açısının sorunlara savaş dışı çözümler önerdiği tartışması, bunun nihayetinde en tepedeki yönetici güçlü en zengin bir avuç kişinin dünyayı yönetme konusundaki eğilimi olduğuna dair eleştiriler, bu şekilde insanlığı değil yine kendilerini ve çıkarlarını düşündüklerini işaret eden veri ve fikirler bir tarafa… sonuçta ister Attali söylesin isterse bir başkası, bir çok konu gibi özellikle Filistin meselesinin kamplaşma ve askeri yöntemlerle çözülemeyeceği çok açık.

İsrail bütün imkan ve gücüne rağmen bu siyasetle, bu yollarla ele geçirdiği, işgal ettiği, çaldığı hiçbir şeyi elinde sonsuza kadar tutma garantisi elde etmiyor. Yok tapınak inşa etmiş, yok bir başkasının ibadethanesini yıkmış… hiç fark etmeyeceğini aklı başında herkes görebiliyor. Bizzat kendi üç bin yıllık tarihlerindeki zaferler yenilgiler sürgünler katliamlar bunun kanıtı zaten.

İsrail işgal ettiği topraklardan çekilmek yerine ufak ufak ama süreklilikle yeni işgallerin peşinde koştuğu sürece bu mesele çözülmeyecek.

Filistin Devletini tanıyıp kabul etmedikçe bu sorun kanayacak.

Kudüs gibi dünyanın en kritik şehirlerinden birinin tapusunu eline geçirdiğini sandıkça güvende olmayacak.

İsrail, başından beri satın almalar ve sonrasında savaşlarla işgal ettiği toprakların hiç olmazsa Filistinlilerin yaşayabileceği, devlet kurabileceği bir kısmından vazgeçmedikçe bu sorun çözülmeyecek. Yazdığım şeydeki dramatik içeriğin farkındayım; “işgal ettiği toprakların hiç olmazsa bir kısmından…”

Evet, maalesef cümle bu. Çünkü gerçek de bu.

Bu saatten sonra Yahudileri oradan sürmek, İsrail’i yok etmek ne mümkün ne insani ne makul bir şey.

En ideal çözüm 1967 sınırlarına çekilmesi ve Kudüs’ü tek başına başkent ilan etmemesi.

Keza, Türkiye’nin dönem başkanı olarak olağanüstü toplantıya çağırdığı İslam İşbirliği Teşkilatı’nın toplantı sonunda açıkladığı kararlar da bunun hayata geçirilmesi yönünde.

Bir yazar ve kitabından alıntılarla başlayan yazının sonunda yine Attali’ye atıf yapalım.

Yazarın bu şekilde devam edilmesi halinde İsrail’in kuşatılmış, güvenliğini üst düzeyde tutmaktan başka çaresi olmayan ama denk getirildiği ilk gün bunun faturasını ödeyeceğinden… kendisi ödemezse diasporadaki Yahudilerin ödeyebileceğinden endişeli.

İlla savaş da gerekmiyor hatta Yahudiliğin bu katı yorumunun yok olması için. Yazar istatistiklerin, sosyal gözlemlerin ve özellikle Yahudiler arası evlilik oranlarının düşüşünün Yahudi toplumunun Batılı devletlerin nüfusu içinde yok olmaya yüz tuttuğunu, eridiğini hatta elli yıl gibi kısa bir süre sonra dünyada adını anmaya değecek bir Yahudi toplumu kalmayabileceğini işaret ettiğini söylüyor.

Bu, iyice yalnız, iyice yalıtılmış ve silahtan başka güveneceği hiçbir şeyi kalmayacak bir İsrail devleti demek.

Böyle yaşamak acaba bizzat İsraillilerin ne kadar isteyeceği bir gelecek? Kendi kitaplarının emirlerine uymadan yaşamak dindarlarının ne kadar içine siniyor?

Telefonun dini var mı bilmem ama iki kere iki dört ediyor, onu biliyorum.

Sende Yorumla...
Kalan karakter sayısı : 500
İLGİNİZİ ÇEKEBİLİR X