Koltuğu olanlar düşünsün!

Ne menem bir şey ki; Gece uykusunu bölenler, Kardeşim dostum dediği insanları bir anda uğruna satanlar, Koltuğa gelmek, geldiği koltuğu kaptırmamak için insanlığını şeytana kaptıranlar, Koltuktan aldığı güçle kendini adam sananlar, Koltuğa gelene kadar adam sandığımız fakat geldikten sonra o koltukta kaybolanlar, düşenler, içindeki aç ve haris canlananlar...Koltukta azdıkça azanlar,Liyakatsiz sazanlar...

Koltuğu olanlar düşünsün!
Koltuğu olanlar düşünsün! Abdullah

Sosyal medya üzerinden kendine has özel bir kitlesi olan yazılarıyla yüreklere dokunan Şerif Mırık ile sosyal medya üzerinden yaptığımız yazışmada yazılarını kullanma talebimize karşılık, nazik, mütevazi ve ihlaslı bir dille, " Facebook da kalmam daha doğru olur gibi geliyor bana. Benim bilgim olmadan sizin yayınlamanızda sakınca yok. " demesi üzerine yayın kurulumuzla görüşerek  'Koltuk' başlıklı yazısı ile bundan sonra zaman zaman yazılarını okurlarımıza iletme kararı aldık.

İşte Şerif Mırık'ın günümüze dokunan herkesin söyleyipte ifade edemediği o koltuk yazısı;

KOLTUK...

Omuz başının altında, kolun gövde ile birleştiği yer,
yada kol dayayacak yerleri olan geniş ve rahat sandalyenin adıdır der sözlük.

Deyimlerde ise;
Birine destek vermeye “Koltuk çıkmak”, 
gözünü budaktan esirgemeyene “Kelle koltukta geziyor,
bir işten dolayı böbürlenene “koltukları kabardı” ,
işini düzgün yapana “koltuğunu doldurdu”, 
yapamayana “hiç o koltuğun adamı değilmiş”,
başkasının uygunsuz işlerine destek sağlayana “koltuk değneği” oldu deriz.

Dar ağacındaki tabure gibi üstünde oturduğun koltuk.
Altından çekse biri sanki hayatın son bulacak.
Gücü, serveti ve şöhreti içinde barındıran koltuk.
Aslanı kediye madara ettiren,
Çakal sürüsüne kurdu boğduran koltuk.

Ne menem bir şey ki;
Gece uykusunu bölenler,
Kardeşim dostum dediği insanları bir anda uğruna satanlar,
Koltuğa gelmek, geldiği koltuğu kaptırmamak için insanlığını şeytana kaptıranlar,
Koltuktan aldığı güçle kendini adam sananlar,
Koltuğa gelene kadar adam sandığımız fakat geldikten sonra o koltukta kaybolanlar,
Maskesi düşenler, içindeki aç ve haris canlananlar;

Koltukta azdıkça azanlar,
Liyakatsiz sazanlar…

Dostoyevski demiş ki;
Şeytan uyuyakaldı bir gün. Rüzgar sert esti.
Üç tüy düştü şeytandan dünyaya. Biri paraya yapıştı, diğeri mevkiye, öteki de ihtirasa. 
O günden sonra şeytan hiçbir iş yapmadı.

Rahmetli Dedem Derdi ki;
"Büyüdükçe küçülmeyi bil."
Bunlarada dedeleri ya da babaları böyle hakikatli sözler söylemiş olacaklar ki;
Onlar dar kafalarıyla "küçülmeyi" alçalmak olarak yanlış anlamışlar. 
Öyle omasaydı makamları büyüdükçe kendileri mütevazileşirdi, 
temsilci olduklarını - asıl olmadıklarını bilir de ona göre hareket şekli seçerlerdi.

Said Şirazi'nin Bostan ve Gülistan adlı eserinde;
"Ey ulu kişi, küçüklere zorbalık etme!
Çünkü dünya bir kararda kalmaz;
bugün sultansın, yarın düşkün.
Zayıfın kolunu bükme, sonradan güç kazanacak olursa bunu sana pahalıya ödetir, ilk fırsatta ananı ağlatır.
Kimseyi kandırma, ayağını kaydırma.
Düşersen kaldıranın olmaz sonra zira.

Ey ulu kişi, düşmanını kesinlikle küçümseme!
Şu koskoca dağlara dikkatlice bakarsan, küçük taşlardan oluştuğunu anlarsın.
Karıncaların birleşerek güç birliği edip yeleli aslanı helak ettiğini duymadın mı?
Bir saç teli, ibrişim kadar güçlü değildir ancak birkaçı bir araya geldiğinde zincirden bile sağlam olur.
Hâzinenin yükünü tutmaktansa, dost tutmaya bak.
Bırak dostların olmayacak yerde hâzinen boş kalsın.
Kimsenin işini sürüncemede bırakma.
Sonra yığılır ayaklarına düşersin.”

Bu hikaye anlayana yeter sanırım.
Unutmayalım ki;
"Zirvelerde kartallar da bulunur, yılanlar da. Ancak birisi oraya süzülerek, diğeri ise sürünerek gelmiştir. Önemli olan nereye gelmiş olduğunuzdan çok, nereden ve nasıl geldiğinizdir." Cenap Şahabettin
Gelişinizden muhteşem olması gereken gidişiniz olduğu, son nefese itibar edildiği de hatırda tutulmalıdır.
Çevresine yığdığı dışbükey aynalarda kendisini dev sananlar,
düz vatandaş gördüğü insan aynasında küçümsediği,
kendi inikası olduğunu anlaması için inandığı söylediği kitabın hitabını vicdanında duyması elzemdir,
bu külhanbeylik havası kıldan ince kılıçtan keskin sırattan geçtiğini unutup,
haşhaşi cennetlerinde tahta kuruldum sanmasından olmalı zevatın.
‘Dön düdüğü çalınca en önde olanlar en arkada kalacaklar’ oysa vuslatının 744.yılını andığımız Mevlana’nın deyişi ile…

Sevgiyle kalın....

Şerif Mırık

Sende Yorumla...
Kalan karakter sayısı : 500
İLGİNİZİ ÇEKEBİLİR X